Bir Çift Mavi Göz..

Yine bir akşam oturmuş kitap okuyorum. Sadece gözlerim okuyor, kitap ruhumun içine giremiyor bir türlü. Kapattım koydum koltuğumun kenarına… Kalktım yerimden kitaplığıma doğru yürüdüm çünkü bir çift mavi göz bana göz kırptı uzaktan…

Bazı günler; dururum kitaplığının önünde rastgele alırım bir kitap açarım bir sayfa ve okurum, o günün bana ne mesaj vermeye çalıştığını bulmaya çalışırım. Kalbim mutlu da olsa sıkkın da olsa hiç fark etmez. Yine aynı şeyi yaptım bana göz kırpan bir çift mavi gözlü kitaptan bir sayfa seçtim ve başladım okumaya…

“ Güneşin doğduğunu yüzümün ısınmasından anlıyorum. Uyku çok tatlı. Sonra birden yatakta bir hareket hissediyorum. Dağhan koştur koştur odasından gelmiş ve yatağa, yanımıza zıplamış. Yastığıma kafasına koyuyor, yüzüyle komiklikler yapıyor, sonra tekrar ayağa kalkıp zıplıyor. Ben tek gözümü açıp kapatıyor, uyuyormuş gibi yapıyorum. Dağhan iki zıplıyor kendini yanıma atıyor. Önce elleriyle saçlarımı okşuyor, sonra kocaman sarılıyor.

Annem.

Benim boncuk oğlum.

İyiki benim annem sensin.

Kuzum günaydın.

Günaydın.

Volkan kocaman gülümsemesiyle bize katılıyor. Hey! Neler oluyor burada? Diye soruyor.

Çığlıklar kahkahalar arasında geçen gıdıklama, öpüşme sarılma anları…

İçeriden Siva’nın sesini duyuyorum. Gidip getiriyorum. Dördümüz birlikte yataktayız. Ne harika bir sabah…

Ve ben çocuklarıma bakıp şükrediyorum…

Ne kadar tanıdık bir hikaye aslında hepimizin her gün yaşadığı bir sahne diye devam ederken.

 

Alttaki cümle dikkatimi çekiyor.

“Bu manzara benim en büyük hayalim”

Kaldım, kalakaldım gözlerimin ıslaklığı ile…

Kitabın yazarını daha önceden tanıyordum daha doğrusu sesini duyuyordum… Sabahları bir kanalda “Güne Merhaba” programı yapıyordu. Gazete başlıkları okuyor gündemi yorumluyordu, benimde işe gidiş yolunda yol arkadaşım idi. Kadife sesine hayran kalırdım.

Meğer o kadife sesinin ardındaki hüznü hiç belli etmezmiş bize, neler yaşamış, neler yaşıyorlarmış hiçbir şeyden habersizmişim.

Bu kitabı şükretmeyi gerçekten bilmeyen, en ufak sorunları kocaman yapan, sahip oldukları mucizelerin farkına varamayanlar için, kadınları anne olduktan sonra anlamakta güçlük çeken onlardan uzaklaşan, yeni doğan bebekleri ile beraber onları yalnızlığa iten erkekler için, özel çocukları olup umutlarını yitirmemeleri gereken ebeveynler için yazmış. Kendi yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla, içindeki gelgitleri, yalnızlığı, yolun sonuna geldiği anları, aşklarını hiç çekinmeden anlatmış.

Hepimiz yapıyoruz, yaşıyoruz zaman zaman yolun sonuna geldiğimizi sanıyoruz, bırakıyoruz, salıyoruz.. Saldığımız yerden en güçlü düğümü atıp yola devam etmemiz gerekiyor.

Bazen de tüm bunları bildiğimiz halde uygulayamıyoruz. Ben böyle anlarda kendime hep sesli söylenirim… Eşimde söylemekle değil yüreğini dinle der. Bense önce duymak isterim, beynimdekileri birde sesli söylerim ki duyayım, sonrada yüreğim geçer devreye duyduklarını sindirmeye başlar. Bu belki de benim kabul etme yöntemim bilemiyorum.

Geçen bir kitapta rastladım. “Mutluluk kabul etmekle başlar” diye yazıyordu. Benim hayatımda büyük bir önemi var bu cümlenin. Kimsenin hayatı mükemmel değil. Yok öyle bir dünya, ama mutlu bir dünyanın olması senin elinde. Kabul etmek ise, çıkış kapısı.

Tahmin edersiniz kitabı elimden bırakamadım bir solukta bitirdim.

Başka bir yolcuğa çıktım yine. Kalbimden dökülenleri de hemen yazmak istedim, sonrada paylaşmak…

Kitabın Adı: Sizin hiç Maviniz Var mı?

Yazarı: Özge Uzun

Kendinize verdiğiniz bir molada okuyun, tavsiye ediyorum.

Sevgiler

Yorumlayın, Cevap yazın, Fikirlerinizi paylaşın!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir