Geçip gidenler..

Kişinin neler yaşadığını hiç kimse bilemez, dışardan gördükleriniz sadece sizinle paylaşmak istedikleridir bilmenizi istediği kadardır.

Kıskançlık, ayrılık, özlem, aşk, sevgi, acı, üzüntü, mutluluk, vicdan, umut, sevinç, coşku, keder… Bunların hepsini bu yaz yaşadım. Yaşadıklarımı kâğıda, yazıya dökemeyecek kadar yoğun yaşadım hem de. O anları yaşarken bunları yazamıyorum. Önce yaşadıklarımı sindirmem ve durumumu kabul etmem lazım bunun içinde zaman gerekiyor. Daha sonra öğreniyorsun ki zaman kelimesinin anlamı SABIR olarak değişiyor. Sonra bir bakmışsın ki dışardan bir göz, içimden çıkan başka bir kadın yazıyor bu satırları o anları gözlemleyen hep yanında olan benim hep saçımı okşayan misafir misafir diye kulağıma fısıldayan biri..

Hayatta ne yaşıyorsan yaşa her şey geçici, bu gün var yarın yok. O yüzden neyle karşılaşırsam kendimi sınava girmiş gibi görürüm hep, kopya çekmek istemem. Kopya çekersem eğer bir daha o sınava gireceğimi bilirim. İlk önce yavaş yavaş usulca kendime itiraflarda bulunurum, konuşurum kendimle, alıştırırım, düşerim, kalkarım, ağlarım canımı acıtırım belki ama kendim yol almak isterim. O yüzden “ söyle o zaman ben şimdi ne yapmam gerekiyor” diye akıl danışmak isteyen dostlarıma bunu anlatmak isterim hep. Cevabı bende değil sende gizli bu senin sınavın, sınavını veremezsen tekrar çıkacak karşına aynı sorular..

Herkes önce bana şunu soruyordu; “Nasıl olacak nasıl sabredeceksin?” Zamanla şöyle değişti sorular, “Nasıl dayanıyorsun? en sonunda şöyle noktalandı, “Nasıl sabrettin!!!!

Nasıl mı?

Zor, hem de çok zordu… Eve dönüş yollarım hep gözyaşı ile doluydu kabuğuma çekildim kimseyle görüşmek istemedim konuşmak istemedim. Eve her girişimde çocuk sahibi olmak isteyenlere dua ile girdim evime, öyle zor ki sevgi çığlıkları ile karşılanmak yerine sessizliğin sesine “ Ben geldim” diyebilmek.

Çocuklar yokken, yapamadıklarını yapmak istiyorsun fakat elin kolun kanadın kalkmıyor içinden gelmiyor. Yapsan bile hiç zevk almıyorsun. Ben o yoğunluğu ne kadar çok sevdiğimi fark ettim. En basitinden kitap okumak için bile önce çocukları yatırmam gerekiyordu, çocuklar yok, okusana, hayır kitap dahi okumak istemiyordum. Çünkü gönlün başka, ruhun başka, bedenin bambaşka yerlerde. Gün sayıyorsun saat kovalıyorsun hep. Çocuklardan 11 gece ayrı kalıyorduk, 11. gece yanlarında oluyorduk ama o son geceler uyuyamıyorduk heyecandan. Yola çıktığımızdaki coşkumuz, yolun nasıl geçtiğini hiç anlamıyorduk hep sohbet kendimize dair. Bulgaristan sınırına geçiyorduk içimizdeki coşku arttıkça artıyordu son ses müzik dinliyorduk arabada… Gece 2:30 da evde oluyorduk bizim minikler mışıl mışıl uyuyor. Sabah olmuyordu haydi uyansınlar uyansınlar diye gözlerine bakıyorduk. O buluşma anı tarifi mümkün değil sarmaş dolaş kucak kucağa oluyorduk.

Şimdi düşünüyorum da; çocuklarımı bu kadar mutlu ve huzurlu görmeseydim, acaba bu denli sabırlı olabilir miydim? Müthiş bir babaannemiz var bizim biliyor musunuz, çocuklarımı çok seven ve onlara bunu hissettire bilen… Çocuklarım Bulgaristan’da o kadar mutlu ve özgürlerdi ki belki bana onların mutluluğu güç veriyordu.

Dönüş yollarımız ise tahmin ettiğiniz gibi gözyaşları içinde oluyordu veda anına kadar kendimizi tuttuğumuz daha sonra kendimizi koyuverdiğimiz… Hayat böyle değil midir zaten, coşku ve hüzün hep iç içedir.

Sonuç mu; Hiçbir duygunun üzerini kapatmayacaksın, kapatarak kaçmayacaksın kendini doldurmayacaksın. Mutluluğunun, coşkusunu nasıl yaşıyorsan kahkahalar atıyorsan, acının da yasını tutmalısın ama yalnız başına ama sevdiğinle bu senin seçeceğin yol. Ben mi; gözyaşım çok olur güzel olur hem de. Sonra da yüzümü yıkar tekrar yol almaya başlarım hayata.

Şuan mı; şuan o sınav kağıdımı verdim, verdim vermesine de kendime bıraktığım bol bol notlar oldu. Her an bakıp bakıp okuduğum sindirmeğe çalıştığım ve her anıma şükrettiğim… Sınavımdan geçip geçemediğimi ise zaman gösterecek.

Sevgiler

(Visited 300 times, 1 visits today)

Yorumlayın, Cevap yazın, Fikirlerinizi paylaşın!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir